17 Ağustos 2016 Çarşamba

Briç Haberleri

Gezmek insanı alçak gönüllü yapar. 
Dünyada aslında ne kadar da küçük bir yer kapladığımızı görmüş oluruz. 
G. Flaubert
*****
ALTIN,  ADAM VE YILAN
      Adamın biri taşın altında debelenmekte olan bir yılana rastlar. Taşı yerinden oynatır ve yılanı sıkıştığı yerden kurtarır. Yılan, hayatını kurtaran adama minnetle dolmuştur. Borcunu ödemek ister. Adama kendisiyle yuvasına kadar gelmesini söyler. Yuvaya girip ağzında bir altın lirayla çıkar ve adama uzatır. 
- Ne zaman ihtiyacın olursa gel. Sana her seferinde böyle bir altın vereceğim,  der.  Böylece can dost olurlar. 
      
     Aradan yıllar geçer. Adam hastalanıp yatağa düşer. Paraya ihtiyacı olur. Oğluna yılanı anlatır ve gidip ondan bir altın lira alıp gelmesini söyler. Oğlan babasının aklını oynattığını zanneder. İnanmaz ama yine de dediğini yapıp yola düşer. Yılanı bulur. Babasının hastalandığını söyler. Yılan hemen yuvasına girip ağzında bir altın lirayla çıkar. 
 
    Bunun üzerine çocuk çok şaşırır. ''Demek ki bunun yuvası altınla dolu'' diye düşünüp yılanı öldürmeye ve altınların tümünü almaya karar verir. Yerden kocaman bir taş alıp hızla yılanın üstüne atınca, yılan can havliyle çocuğu ısırıp zehrini akıtır. Çocuk anında can verir. Yılanın ise kuyruğu kopmuştur.
 
    Babası olayı öğrenince çok üzülür. İyileşir iyileşmez yılana gider ve der ki:
- Olanların sorumlusu benim. Sen benim en iyi dostumdun. Oğlumu sana ben gönderdim. Şeytana uyup ihanet etmiş. Sen de cezasını vermişsin. Seninle yine de dost kalmak isterim.
Yılandan kesin ve net bir yanıt gelir:
- Bende bu kuyruk acısı, sende bu evlat acısı varken bizden artık dost olmaz.
My Bisgen’e teşekkürler 
*****
BAŞKALARININ ESKİSİNİ GİYENİN ŞARKISI
Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda
Ardınıza bakmayın
Oradayım.
Ay ışığında bir öpüşme düşü,
Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli
Ve yenilenen balayı, dantel askılı
Yaramaz işime... ben üşüyorum.
Sıcacık bir şey gereken
Düşlerime.
Yarım bırakılmış çorba,
Geri çevrilmiş biftek ve "ihanet" yabancı bana
İnce topukları yaz takunyalarınızın.
Bana kalın, yıkanmayan dayanıklı
Akrabalar kadar tanıdık bir şey gerek
Rengi de, rengi de olmalı elbet
Yıpranmışlığımı örten.
Dokunduğumda çocukluğumu düşündüren
Gençliğim gibi sırrı açıklanmaz
Kumaşlar satılmaz çarşılarınızda.
Ağrılarıma göre tasarlanmadı giysilerinizin boyu.
Bir korkuyu tanırsınız yalnız.
yaşlanmak ve bırakılmak.
ben de çeşidi var,
Ama bitişmiyor sizinkilerle,
Sevgiden doğuyor çoğu.
Paramın yettiği bu tezgâhta
Satılan eksileriniz
Ellerim değdikçe soluk alıyor
Eskiyen siz misiniz?
Sennur SEZER
*****
BRİÇ HABERLERİ