Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2023 Pazar

Kazananlar ve Kaybedenler

**
**
Bana iyi davranan ama garsona kaba olan birine güvenmiyorum.
Çünkü o pozisyonda olsaydım bana da aynı şekilde davranırdı.
Boksör Muhammed Ali
 ***
POPÜLER MÜZİK
Popüler müzik, popüler kültürün en önemli alanlarından biridir. 
 Popüler kültür halka ait diye bilinse de  yönlendiricileri ve denetleyicileri egemenlerdir. 

Bu alan, egemenlerin at oynattıkları, egemenliklerini pekiştirdikleri bir alandır. 
'Adorno' popüler müziğin kitleleri  apolitik hale getirdiğini söyler. Ona göre toplumun bilinçlenmesini, zekasının gelişmesini  sağlayacak olan çok sesli müziktir. 
Diğerleri ise nitelikten yoksun, siyasi erkin güdümünde, kitleleri yapay mutluluğa sevk eden içi boş müziktir.

Popüler müzik eğlence sektörünün malzemesi ve gündelik yaşamın müziğidir. Kapitalist sisteme paraleldir. Sistemin egemenleri popüler kültürün ve popüler müziğin de yönlendiricileridir. Toplum siyasi erke müzik yoluyla entegre olmaktadır. Müziği yönlendiren sektör, dışarıdan  bireye yön verir. Bireyin beğenisinin altında ise kültürel arka planının etkisi vardır.

Popüler müziğin oluşturduğu simgesel kahramanların modeli kültürel arka planımızı eriterek bizi bilinçsizleşme boyutuna iter. Bu boyutta artık bireysel yargıların yerini ortak tüketilen ürünlerin  hazzı almıştır.

Müziğin yerini görselliğin verdiği haz ilkesi mi almıştır? Yoksa popüler kültürün müzik boyutu bizi Freud'yen egolarımızdan mı yakalamıştır?

Vural Yıldırım,  Folklor/Edebiyat 2004 
**
HAYIR DUASI
Dilencinin avuçlarında acı birikir de
Yangınlara benzeyen günler yaşarım
Yoksulların gözyaşları dökülür defterlerime
İntihar etmek için çıktığım kulelerden
Yaşamayı öğrenerek inerim
Göğsüm kendine yetmeyen aşklara mezar olur
Defterlerimin sayfalarında çocukluğumu
gizlediğim ormanlar iç çeker
uykusu kaçar ölülerin
satırlarına sığındığım kitaplar kilitlenir
menzilinde yaşadığım nefret bulaşır
kelimelerime
ziyan olur bütün sözlerim
yüzümün gürültüsüyle rüyalarım dağılır
bir gölge kalır benden geriye
Işısın içimdeki kandil
Beni öldürenler uzun yaşasın
unutkan bir yürüyüşe dönüşsün
adımlarım
yeşersin dudaklarımda kuruyan şiir
Gözyaşı ve keder
Kan ve irin
Kin ve öfke
hepsi geçer hepsi geçer
hepsi

Dönme vakti gelmedi mi?
Annem tuz almaya göndermişti beni
Şehmus Ay
**
KAZANANLAR VE KAYBEDENLER
Gerek briçte gerek yaşamda iki tür insan grubu vardır:
Kazananlar ve kaybedenler.
Kazanan insanlar:  Daha fazla çalışırlar ve daha çok zamanları vardır.
Sorunun üstüne giderler, söz verir sözlerini tutarlar. Ne zaman savaşıp ne zaman geri adım atacaklarını iyi bilirler.  Tanıdıklarına dostça hisler beslerler, insanları dinlemeyi seçerler.  Başkalarının güçlü yanlarına saygı duymaktan çekinmezler, açıklama yaparlarken örnek ve kanıt verirler.
Kendi iş sınırları dışında da sorumluluk duyarlar, hızlarını doğru tayin ederler, zamanı daha iyiye ulaşmakta kullanırlar. Hata yapmaktan korkmazlar, hatayı tekrarlamamayı hedef alırlar. Olasılıkları ve çözümleri düşünme alışkanlıkları vardır.
Kaybeden insanlar: Her zaman çok meşguldürler, sorunların etrafında dönerler ama çözüm getiremezler.  Çoğu zaman söz verirler ancak sözünü tutmayı başaramazlar. Önemli durumlarda savaştan geri çekilirler, gereksiz alanlarda savaşmayı seçerler. Dostça davranırken yok yere kırıcı olabilirler. Konuşma sırasında sıraları yoktur, devamlı söze girmeye çalışırlar.  Başkalarının zayıf tarafları onların seçtiği alanlardır. Bahaneler bulmakta, bunlar benim işim değil bana ne demekte uzmandırlar.  İşe aşırı süratli başlayıp yavaş bitirirler. Eleştirilmekten çok rahatsız olurlar. Hata yapmaları değil başkalarının ne diyeceği önemlidir onlar için. Çözümlenemeyecek sorunları hedef alırlar, kaderlerine bağlarlar.
13 Haziran 2010  Faik Falay, Cumhuriyet
**
YENİLGİ
Bir öğrencinin sınavından bir futbol takımının maçına, bir siyasi partinin seçim sonuçlarına kadar her işte yenmek kadar yenilmek de vardır. Kazanmak kadar kaybetmek de yapılan her işin sonunda yer alabilir. 
‘Hiç yenilmeden hep kazanmak‘ öğretisi kişilerin zayıflığını körükleyen yanlış bir öğretidir.’
*
Hep kazanıyor olmak’ sanıldığı gibi bir güç değil, büyük bir zayıflıktır. Çocuklara yönelik çizgi filmlerin büyülü kılıçlarından hayatta hep başarıyı alkışlamaya kadar uzanan yengi fetişizmi insan kişiliğini güçsüz bırakan yanlış bir öğretidir. Bu öğretiyle yetişen insanlar karşılaştıkları başarısızlıklarla yıkılırlar. Eksiklerini göremezler, göremedikleri için de yanlışları eksikleri sürer giderOnları yeni yenilgilere aday duruma getirir.
*
İnsan kişiliklerini geliştirmek istiyorsanız,  onlara ‘Neden Yenildiğini Bilmek’ konusunu öğretiniz. 
Neden mi?
Bunu bilmeden kazanamazsınız da ondan…
Erdal Atabek

19 Ocak 2019 Cumartesi

Defans


Michelangeli Beethoven Bagatelle Op.119 No.3 Live
***
ÖFKE
Öfke nedir?
Başka birinin hatası için  kendimize verdiğimiz cezadır.
***
Gerçeğin lisanı sadedir!
Seneca
***
MÜZİKLE TEDAVİ
(ESKİ YUNAN'DA VE BERGAMA ASKLEPİON’UNDA) 

Müzik-terapi, ruhsal ve bedensel sorunları olan çocukların ve erişkinlerin psikiyatrik sorunlarını belirlemede ve bunlara bir çözüm getirmede yol gösteren bir iletişim yöntemidir. Çalışmalar göstermiştir ki müzik, organizmayı çeşitli yollardan etkilemektedir. Kendine güvenin yeniden kazandırılması, fiziksel egzersizler ve motor kontrol, psikiyatri hastanelerinde müzikle tedavi, sosyal ilişkilerin geliştirilmesi, konsantrasyonun artırılması için programın bir öğesi olmuştur. Müzik-terapi de en eski tedavi yöntemlerinden biri olup pek çok eski çağ uygarlıklarında kullanılmıştır.
   
Eski Yunanlılar, müziği her türlü erdemin kaynağı sayarlardı. Onlara göre müzik, ruhun eğitilmesi ve arınmasında büyük bir etkendi. Hatta o dönemlerde, paignio adlı neşe ve sevinç ifade eden havalar, hastalıklardan kurtulma, dertlere karşı bir avunma şarkıları olarak kabul edilirdi.

Eski Yunan mitolojisinde, güzel bir çalışıyla tanınan Apollon, lir çalarak insanların sıkıntılarını giderir ve onlara neşe verirdi. Platon (Eflatun) da M.Ö. 400'lü yıllarda, müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlık verdiğini belirtmiştir. Ayrıca Platon, şarkıyı iyileştirici özelliği olan bir çare olarak kabul etmekle birlikte, şarkı olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin etkisiz olacağını da ekler.
   
M.Ö. 585-500 yılları arasında yaşayan büyük Yunan filozofu ve matematikçisi Pythagoras, umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları, belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarını araştırmıştır.
Tıbbın babası sayılan Hipocrates de 2400 yıl önce, bazı hastalıkları tedavi için, hastaları ilahilerle tapınağa götürürdü.
   
Bergama Asklepieion'unda Müzikle Tedavi Uygulaması: Asklepieionlar dünyanın bilinen ilk hastaneleridir. Bu hastanelerde bedensel ve ruhsal sorunu olan hastalar tedavi ediliyordu. Bergama Sağlık Yurdu'nun hastalara uyguladığı tedavi yöntemlerini yazıtlardan özellikle M.S.2.yüzyılın ortalarında burada on üç yıl kalmış olan hatip Aelius Aristeidis'in yazıtlarından öğrenmekteyiz.
   
Asklepieion'un en parlak yıllarında, "Satyrosk" ve "Galenius" gibi dünyanın ilk büyük hekimleri burada yaşamış ve ders vermişlerdir. Asklepieion'da genellikle, telkin, fizyoterapi ve müzik-terapinin bugün halen kullanılan çeşitli tedavi yöntemleri uygulanmıştır.. Hastaları iyileştirmede telkin, büyük rol oynuyordu. Güçlü telkinler yoluyla hastaların düş görmeleri sağlanıyordu. Sağlık yurdunun yanındaki tiyatroda törenler yapılıyor, müzik eşliğinde hastalara ruhsal tedavi uygulanıyordu.
   
Günümüzde de dünyanın pek çok ülkesinde ruhsal ve bedensel sorunu olan hastaların psikiyatrik sorunlarını gidermede müzik terapi uygulanmaktadır.  
“Öğr.Gör. Dr. Haşmet ALTINÖLÇEK    Beethovenlives.net    Kısaltılmıştır”
***

İPİ ÇEK,  KUKLA OYNASIN
her erkek şunu iyice anlamalı
her şey bir anda
yok olabilir:
kedi, kadın, iş,
yatak, duvarlar, oda;
aşk da dahil
bütün gereksinmelerimiz
kumdan temellere oturur -
ve herhangi bir olay,
ne kadar ilgisiz olursa olsun:
Hong Kong’da bir çocuğun ölümü
ya da Omaha’da bir kar fırtınası...
felaketin olabilir.
bütün porselenlerin mutfak döşemesinde
parçalanır, kadının içeri girer
öylece dikilirsin, sarhoş,
her şeyin ortasında ve sorar:
aman Allahım ne oldu böyle?
bilmiyorum dersin,
bilmiyorum…
Charles Bukowski

***
ÇOK YAŞA KRAL!
Derek Rimington

(Defans Önerisi)
Bayan baylar! Sizleri As Ruaya karşı davasında jüri olarak seçiyorum!
Bir çok briç oyuncusu, defansta iken, As Rua kombinasyonunda ilk el Ası oynar. Sadece iki parça ise önce Ruayı oynar. Bir çok uzman da benzer bir yöntemi tercih eder. Sadece şlem kontratlarına defans yaparken hariç.

Atalarımız ilk el Ruayı oynardı. Yer açıldıktan sonra üçüncü oyuncu elinde V72 ile ikilemde kalırdı. Ortağında Dam olduğunu bilse, cesaret verici olmak için 7 oynardı. Ama bunu bilemediğinden 2 oynar. Bu yüzden bir çok yazar tarafından Rua atağı suçlanmıştır. Ancak ben bazı özel durumlarda bu oyun tarzının doğru oyun olduğunu iddia etmekteyim.

Şlem kontratlarına veya preemptive yüksek kontratlara karşı, ARx(xx.) den Rua açılmak doğrudur. Ortağının sayı sinyali vermesi (büyük – çift, küçük – tek) beklenir. Böylece atak eden defans oyuncusu renge devam edip etmemeye karar verir.
Tersine ilk el As atak ettiğinde Ruanın kendinde olup olmadığını belli etmek için apel (beğendim/beğenmedim) sinyali verir. Böylece bir renkten iki kolay el alarak, yaptkırılabilecek şlemlerin önüne geçilmiş olur.

Zon ya da part skor kontratlara karşı Ruanın mesajcı olarak kullanılması doğru değildir! Atağı Rua ile aldıktan sonra sizin elinizde ki Astan ötürü beğendim sinyaline rağmen başka renge dönüyor ise, bilin ki bu renk ortağınızda tek parçadır.
Herkes Zonda
____________Kuzey:
____________ VT93
____________♥ RD
____________ RV62
____________ V3
Batı:                                                     Doğu: (ben)
 74                                                       62
 97542                                                AVT8
 –                                                        D8754
 ART954                                           82
____________Güney:
____________ ARD85
____________ 63
____________ AT93
____________ D7
Kontrat: Güneyden 4 Pik
Ortağım Bob Rowlands Trefl Rua ile atak etti. “Yaşasın Rua!” Ben ♣8 verdim. Bob ikinci el bende tek parça olabileceğini düşünerek ♣A oynadı ve eli kazandı. Ben Karo oynayacağını düşünürken ♥9 oynadı. As ile alıp durumu analiz ettim. Bobun elinde Kör tek parça olamazdı! O zaman jeton düştü! Elinde Karo olmadığı için Karo oynamamıştı. Karoya Batı çakınca kontrat batmış oldu. Bu defans oyunun dışındaki tüm defans alternatifleri kontratın çıkmasına neden olacaktı.
“İlk el oynanan Ruaya dikkat edin. Mesaj veriyor olabilir!”
Kaynak
Halim Hanyaloğlu

23 Eylül 2018 Pazar

Yerden Küçük Oynayın


Chico Marx plays Beer Barrel Polka
***
Genelde en karaktersiz insanlar
yakınlarındaki kişilerin başarısızlıklarından
keyif alırlar.
Charles Bukowski
***
ROCK MÜZİK
* Rock müzik,  bira içip kafa sallayarak eğlence alemlerinde uyuşturucu eşliğinde sevişmek değildir. İnsanlığı özgürlüğünden yoksun bırakan dogmalara, boş inançlara karşı durmaktır.  "judas priest fan - ekşi sözlük"

* Rock müzik, 1950'lerde ortaya çıkmış, genellikle elektro gitar, bas gitar ve bateri gibi enstrümanlarla beraber vokal melodi taşıyan popüler müzik formudur. Asıl olarak üçe ayrılır: Normal rock, hard rock, heavy metal

* Kapitalizmin özellikle metropollerde yarattığı adaletsizliğe tepki, bu sistemin getirdiklerini kabul etmeme, dünyanın sömürülmesine karşı çıkma düşüncesiyle ortaya çıkan rock; bugün müzik endüstrisi ve onun piyasasının elinde ciddi savrulmalar yaşıyor. Rock, kapitalizmin bilinen kurallarını sorunsuzca uygulayıp başarılı olduğu başlıklardan biridir. Muhalif olanı kendi kurallarına göre yeniden şekillendir, ondan kazanmanın yollarını bul, böylece isyanı  yozlaştırdığın gibi para kazanmaya da devam et, bir taşla iki kuş vur! "yorumkat.com"
***
CİDDİ SAAT
Şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
Sebepsiz, dünyada, ağlıyorsa
Bana ağlıyor.
Şimdi gecede nerede biri gülüyorsa
Sebepsiz, gecede, gülüyorsa
Bana gülüyor.
Şimdi dünyada nerede biri yürüyorsa
Sebepsiz, dünyada, yürüyorsa
Bana gidiyor.
Şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
Sebepsiz, dünyada, ölüyorsa
Bana bakıyor.
Rainer Maria RİLKE
Çeviri: Behçet NECATİGİL
***
YERDEN KÜÇÜK OYNAYIN
Billy Eisenberg

(Yer Oyunu Önerisi)

Bir çok Briç oyuncusu, ilk elde Dam atak edildiğinde ve yerde Rua olduğunda Asın sağ tarafındaki rakipte olduğundan ve bir veya iki tur sonunda düşeceğini farkındadır. Öte yandan yerden küçük oynayarak kazanç elde edilebilecek bir çok pozisyon vardır.
İlk örneğim, uluslararası bir turnuva finalinde oynadığım elden;
Herkes Zonda
____________Kuzey:
____________ RV85
____________ D4
____________ RV42
____________ AD7
Batı:                                                     Doğu:
 T9642                                               A73
 V7                                                     R92
 T653                                                 AD987
 T2                                                     84
____________Güney:
____________ D
____________ AT8653
____________ –
____________ RV9653
Kontrat: Güneyden 6 Trefl
Atak: 5
Atağa hemen yerden küçük koydum! Neden Batının Dam altından açılmış olabileceğini düşünerek, Vale oynamadım diye soranlar için; Doğuda Dam yoksa Ası koyacaktır ama onlusu da var ise oyunu sıkıntıya sokacaktır. Tecrübeme göre As ve Dam Doğuda olmalı idi ve Vale oynamanın hiç bir yararı olmayacaktı. Amacım daha sonra Karoyu sağlayıp eldeki Piki kaçmaktı. Tahmin ettiğim gibi Doğu ortağının 53 den çıkmış olabileceğini düşünerek Damı koydu. Çaktıktan sonra kozları toplayıp planımı gerçekleştirmek kolay olmuştu. Sadece Pikten bir el vererek şlemi başarmıştım. Eğer ilk el Valeyi koysa idim eksi bir olacaktı!

Yerden küçük oynayarak rakipleri sıkıştıran bir el örneği daha;
İkili turnuva
Kimse Zonda değil
____________Kuzey:
____________ R75
____________ A74
____________ DV6
____________ A874
Batı:                                                     Doğu:
 V64                                                     3
 D932                                                  VT6
 RT84                                                  A9732
 V9                                                       DT32
____________Güney:
____________ ADT982
____________ R85
____________ 5
____________ R65
Kontrat: Güneyden 4 Pik
Atak: 4
İkili turnuvada bir el fazla çıkarmak önemli olduğundan bunun peşine düştüm. Koz dışındaki tüm renklerde birer kayıp vardı. Kim ilk el yerden onör koymak yerine küçük oynamayı tercih eder ki? Amaç Karo onörlerinin Batı ve Doğu arasında paylaşıldığını umarak bir el sağlamak olmalı. Ancak eli As ile alan Doğu hemen diğer renklere saldırır, sizin elinizde başka Karo olmadığından Karo oynayamazsınız ve sonuçta 3 el alırlar.
Ya ilk el yerden küçük oynanırsa ne olur? Doğunun yerinde olan hemen hemen hiçbir oyuncu, deklaranın tek parça olabilecek Onlusuna el kaptırmayı göze alıp 9 oynamaz ve yine As koyar. Böylece yerdeki Karolara kayba kayıp oyunu ile eldeki kayıpları atma imkanı doğar! Doğunun elinde AR9x ya da AR8x de olsa aynı şekilde oynardı.

Benzer tarzda bir örnek daha;
İkili turnuva
Herkes Zonda
____________Kuzey:
____________ A84
____________ AT9
____________ AV3
____________ R975
Batı:                                                     Doğu:
 RT                                                       3
 RV2                                                    D7654
 DT52                                                  R9864
 DV84                                                 T2
____________Güney:
____________ DV97653
____________ 83
____________ 7
____________ A53
Kontrat: Güneyden 4 Pik (Batı 1 Trefl ile oyun açar)
Atak: 5
Atağa yerden küçük konunca Doğu kolayca Ruası ile eli alır. Sanki deklaran atağı elindeki Dama çekmiş gibidir. Şimdi Karonun ortağında tek parça olabileceğini düşünerek Karo oynayabilir ama yerdeki AV makası tedirgin edecektir. En doğru hamle olan Körü döner. Yerden As ile alan deklaran Karo Asına Kör kaçar ve yerden oynadığı ikinci Körü çakar. Pik Damına Batı mecburen Rua koyunca kozları temizler. Elden son Piki oynadığında Batı minör renkler arasında sıkışır;
____________Kuzey:
____________ –
____________ –
____________ V
____________ R97
Batı:                                                 Doğu:
 –                                                      –
 –                                                      –
 D                                                      98
 DV8                                                T2
____________Güney:
____________ 3
____________ –
____________ –
____________ A53
Eğer ilk el Ası koysa idi bu pozisyon oluşmayacaktı!
Belki de yerden küçük oynamanın en büyük avantajı, yerde Rua var iken, yerin arkasındaki oyuncuyu zora sokmasındadır.

Örneğin;
Kontrat: Güneyden 4 Kör
Atak: 2
Yerin eli:
____________Kuzey: (yer)
____________ R76
____________ VT53
____________ ARV84
____________ T
Doğu olarak eliniz:
_____________________Doğu: (siz)
_____________________ AV543
_____________________ 9
_____________________ 765
_____________________ V853

Yerden 6 kondu. Doğu olarak ne oynayacaksınız? Belki diyeceksiniz ki, Vale oynarım çünkü deklaranın eli şöyle olabilir;
____________Güney: (deklaran)
____________ 98
____________ R87642
____________ 3
____________ AR62

Yazık oldu, yanıldınız! Deklaranın eli şöyle idi;
____________Güney: (deklaran)
____________ DT98
____________ RD842
____________ –
____________ RD76
Hem Pik Damına el kaptırdınız hem de ortağa Piki çaktırma şansını kaçırdınız. Şimdi nasıl olacak da tekrar el tutabileceksiniz! Ortağınız içinden size kızmakta olmalı!
İlk el bu ihtimali düşünerek As koyduğunuzu varsayalım. Ya ortakta DTx var ise. Yine batacak kontratı çıkarttınız diye size kızacak!
Yani, yerden küçük koymak rakiplerinizi delirtecek demektir!
Size löve kaybettirmeyecek şekilde, yerden küçük oynamak üçüncü eli hata yapmaya zorlar.
Kaynak
Halim Hanyaloğlu

21 Eylül 2018 Cuma

Yenilginin İşlevi

Ksenija Sidorova: V. Monti - Csárdás 
https://www.youtube.com/watch?v=XIJM2kZgYiI 
***
görsel. flickr 
***
Karşıtlar yararlıdır. 
En iyi uyum farklılıklardan çıkar. 
Herakleitos  (Aymavisi)
***
HESPERİDES’ İN ELMALARI
Altın gibi ışıldar ağaçların arasından,
Hesperides’in elmaları!
Ayla delinmiş gece kavisi arasından
Sarı ışığın solgun temrenlerini fırlatırlar,
Buse dolu melteme yönelip
Sallarlar defineyi, altın parıltılı
Hesperides’in elmaları!

Uzak ve ulaşılmaz olsalar da parıldar
Hesperides’in elmaları!
Yalnızca neşe saçan
Dürtükleyen ışığıyla körleşmiş,
Şebnemle örtülmüş, böğürtlenle boyanmış,
Zavallı safdil ölümlü, yolculuktan ürkmüş,
Altın pırıltısına yakında ulaşmayı
Ve sahip olmayı hep düşünür
Hesperides’in elmaları!
Kuşatılmış ve pırıltılı ve asılı,
Hesperides’in elmaları!
Hepsi tastamam, doğa üstü yine de,
Arı sürüsü gibi kümelenmiş.
Teslim olmamış hiçbir erkeğin arzusuna,
Safran ateşiyle tutuşmuş,
Şahane, saldırılmamış, altın
Elmaları Hesperides’in.

Amy Lowell (1874-1925, ABD), çeviren: İsmail Haydar Aksoy
Çevirenin notu: Hesperides, Yunan mitolojisinde altın elmalarla dolu bir bahçenin bakımını üstlenmiş orman perilerinin adıdır.
***
YENİLGİNİN İŞLEVİ
Herkes bir yengi sahibi olmaya çalışıyor; oysa yengiden çok yenilginin yüksek bir işlevi vardır yeryüzünde. Canlıları beslemek için kurulan vahşi ya da değil bütün sofralara oturmak bir yenilgi sonucu mümkün olur.

Yenilginin İşlevi
Yapışkan dilleriyle böcek avlayan sürüngenler, böceklerin yenilgisi olmasaydı yaşayamazdı. Kurbağalar yenilerek yutulmasaydı yılanlar olmazdı ve erkekler birbirine yenilerek en kuvvetlilerini seçmeseydi, dişiler güçlü oğullar doğurmak yolunda alfa erkeği  bulamazdı. Çocuklar “birdir bir”, “yağ satarım bal satarım” ve “beş taş” oyunlarında birbirlerine yenilmeseydi, dünyanın kendileri için yaratıldığı yönündeki narsistik düşüncelerden vazgeçmezlerdi.

Hep yenen insanlarda ne kadar bönlük varsa, sürekli yenilenlerde de bir o kadar derinlik vardır. Yenilerek ayakta kalmak çünkü, zorunlu olarak derinliğine bilmeyi, sabretmeyi, en düşkün yerlerde iz sürmeyi, sesini kesmeyi, “bir gün yenilginin anlamının anlaşılacağı ve o gün takdir göreceği” gibi bir hayali sonsuza dek sürdürmeyi, kendini yenenleri çocuksu bir küskünlükle beraber sevebilmeyi, içteki yenilgi tedirginliğine rağmen, yenginin hoşnutluğunu yaşamak isteyen güçlülerin savaş davetlerini geri çevirmemeyi gerektirir. 
Yenilgi, bir insanı yenemeyecek kadar büyüklüğü ancak olan kesintisiz bir güç demektir. Güçlüler çünkü, seni zayıf bir rakip olarak daima karşılarında görmek isterler. Bir boksörün karşısındaki kum torbası gibidir bu güç. Yumruklar kendini iyi hissettiği zaman gelir vurur, bilmez ki ama, o kötü hissettiği zaman da kum torbası orada durur ya da belki bilir de, torbanın kendisi olmadığında da, çengele asılı duracak, hep duracak kadar bir gücü olduğunu unutur.
Dünyanın kahramanlarını ismi olmayan mağluplar yaratmıştır; anıt ağaçları gübrelerin, simgeleşmiş arabaları tenekelerin, heykel Davut gibi ölümsüz bedenleri hücrelerin, anısına taklar dikilen zaferleri ölülerin, her kulak için tanıdık türküleri bitmiş tükenmiş sevgilerin yaratması gibi.

Viyana’da kappelmeister Antonio Salieri, Mozart’a yenilmiş, o çalarken ardından, yenilgiyi apaçık itiraf eden “ah Allah’ım neden ben değil de o” demişti. Beethoven’in, Liszt’in hocasıydı, elliye yakın operası vardı, “Kıyamet Günü” kantatı ve “Trofonio Mağarası” operası çok şey sayılırdı ve tabii ki bütün orta Avrupa için azımsanmayacak bir ustaydı. Çok kişileri yenerek belki de bu unvanı almıştı. Salieri gibi bir ustayı yenmek Mozart’a iyi gelmiş olmalıydı. Bir devin üstüne çıkmak genç bir besteci için, atlara yapılan iğne gibi doping etkisi yapmış olmalıydı; mesafeyi daha da açmak için pistten çıkmamış, koştukça koşmuş, Salieri bitkinleşirken o yıldız olmuştu. Belki de Salieri olmasaydı, Mozart bu kadar uzak koşamazdı. Salieri Mozart kadar Schubert’i de sevmezdi. Kendisi Mozart’a yenilirken, Schubert’de Beethoven’a yenilmişti. Demek Schubert’in yenilgisi ona, kendi yenilgisini hatırlatıyordu ve böyle bir ortamda aynı kaderi paylaşmışlar arasında sevgi kurulamıyor, daha çok arada bir küçümseme duygusu oluşuyordu. Onun, öğrencisi Beethoven’ı sevdiği kadar, kompozitör Beethoven’ı da sevdiğini düşünüyorum. Çünkü yenilenler, ancak kendilerini yenmemiş yenenleri severler.

Yenilenler, iyice güçten düşüp de yeryüzünden çekildiğinde her şey biter ama. Kum torbası pörsüdüğünde boksörler, böcekler geçip gittiğinde sürüngenler, işçiler grevdeyse kapitalistler çöker. Son ekonomik kriz de öyle olmadı mı? Tüketiciler boğazına kadar borçlandığı halde üretim fazlasını eritemediler, o zaman da üreticiler tükenip bittiler.

Yenilenler olmadan, kimse bir yenginin sarhoşu olmasın, çünkü bir adım sonra yeni yenilenler bulunmak zorunda kalınacaktır ve bunlar da şimdiki yenenler arasından çıkacaktır.
En soylusu onun için kendini yenen olmaktır. Yenilenin de yenenin de sen olduğu, dökülen kanın ve alınan ganimetin içte kaldığı, bir taraftaki gönencin, karşı taraftaki yitikliğin birebir karşılığı olduğunu anlamak için önce kendini yenmek, hayata doğru sonra geçmek gerek.
AYLAK BİLGİ Tahir M. Ceylan, Bilim Teknik 28.05.2010

22 Ocak 2017 Pazar

11 Kuralı

Son mahkemeyi bekleme,
kendini her gün yargıla.
Albert Camus
***
AY IŞIĞI SONATI
Ludwig Van Beethoven "Ay Işığı Sonatı" Sonat No:14 Op.27 No:2

Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte viyana sokaklarında dolaşmaktadır. Bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve ses oradan gelmektedir.

Arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler. İkisi birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar.

Kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini ve muhakkak çalan kişiyi görmek istediğini söyler.

Kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek onları içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. Annesi kıza, Beethoven’ın geldiğini söyler. Kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız kördür. Bunu gören Beethoven, “lütfen benden bir şey isteyin” der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek.

Kızın cevabı şu olur; “ben hiç ay ışığı görmedim, bana ay ışığını anlatır mısınız?”

Bunun üzerine Beethoven piyanonun başına geçerek, ay ışığı sonatını, doğaçlama olarak besteler.
**
İkinci Hikâye:
1770-1827 yılları arasında yaşadı. Bonn'da doğdu ve Viyana'da öldü. Onun büyük dehasını çok önceden gören Haydn onu Viyana'ya Mozart'ın yanına göndermek üzereyken Beethoven'in annesi ölmeseydi bu iki büyük deha birbirlerini görebileceklerdi.
Burada yazacağımız her ne kadar ayrıntılarda tartışmalı olsa da genel olarak kabul edilendir. Beethoven hayatı boyunca bir tek kadını sevdi; Elis. Kimileri çok yakın bir arkadaşının, kimileri de abisinin eşi olduğunu yazıyor. Daha da dramatik olan bu ilişkiden bir çocukları olmasıdır. Hikâyenin her tarafı trajedi; Beethoven yaşadığı sürece bu çocuktan baba kelimesini duyamayacaktır.

Beethoven, tek aşkım dediği Elis ile mektuplaşmaktadır. (Bu mektuplar olmasaydı bunları öğrenemeyecektik).Ona olan aşkını FÜR ELİS adlı o güzelim eserinde anlatmıştır. Beethoven ve Elis bir gün kaçmaya karar verirler. Çok tehlikeli bir şeydir göze aldıkları. Buluşma yeri ve saati kararlaştırılır. Elis zamanında gelir ama Beethoven gelemeyecektir çünkü onu ve yanındakileri taşıyan fayton yağmakta olan yağmurdan dolayı çamur deryasına dönen yolda bir çukura saplanır.

Hemen inerler. Beethoven geç kalmak üzeredir. Faytonu çukurdan çıkarmak için ilk önce o atılır ve tekerlerin altına yatar. Bütün uğraşılara rağmen faytonu çukurdan çıkaramazlar. Beethoven'in başka çaresi yoktur, koşmaya başlar. Çok geç kalmıştır.
Ancak buluşma yerinde bekleyen Elis'in dayanacak gücü kalmamıştır, sevgilisinin gelmeyeceğini düşünür. Halbuki gitmek için odanın kapısını açtığı sırada Beethoven binanın dış kapısından içeri girmişti bile. Ne yazık ki Elis gitmek için, Beethoven da biricik sevdiğine kavuşmak için iki yönlü merdivenin farklı taraflarına yönelir ve birbirlerini göremezler.

Beethoven o gece çektiği acıyı ay ışığı sonatında ölümsüzleştirir. Her ne kadar dinlerken farkında olmasak da Beethoven o güzelim ezgide, koşarak Elis'e ulaşmaya çalışmaktadır. Bu iki aşık birbirlerine kavuşmak için yaptıkları bu hamleyi bir daha denemediler. Hayatları boyunca da bir araya gelemediler.
**
Bir Diğer Hikâye:
Beethoven bu eseri, 1801'de aşık olduğu İtalyan Giulietta Guicciardi'ye ithaf etmiştir. Genç kız, babası tarafından, Beethoven'dan daha zengin bir adamla evlendirilince Beethoven bunalıma girmiş ve duyduğu derin üzüntüyle bu şaheseri yaratmıştır.
Kaynak:
*****
UNUTMA DOSTUMSUN
Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi
Kar adınlığında yürüdüğümüz o yolları
Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam mektup yazarım dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim!
Ahmet Telli

*****
11 KURALI
1890 yılında Foster tarafından ortaya konulmuştur.
Ortağımız açılışını bir rengin dördüncü kartından yapıyorsa, açılış kartının üzerinde yazan sayıyı 11’den çıkarttığımızda, geriye kalan sayı, diğer üç eldeki açılış sayısından büyük kartların toplam sayısını  verir. Kendi elimizde ve yerdeki kartlarda, açılış sayısından büyük sayıdaki kartların toplam sayısını, daha önce bulduğunuz farktan çıkardığımızda,  rakibin elindeki büyük kart sayısını buluruz.

Örnek :
Ortak               Yer            Siz (oynayan)
Q 10 9 2        K 6 4         J 5 8 3

Ortağınız 4. kart olan 7’liyi açıldığında 11 – 7 = 4
Bu sayıyı geçen kart diğer üç oyuncudaki kart sayısı 4 demektir. Yerde ve sizde 7’liyi geçen toplam 3 kart (A, K, J) var. 4 – 3 = 1.  Oynayan rakipte 7’liyi geçen sadece 1 kart var demektir.
Zafer Ulusakarya'ya teşekkürler

7 Ocak 2017 Cumartesi

Unutulmayan Eller

Ne yaparsan yap pişman öleceksin.
Belki yaptıklarından, belki yapmadıklarından.
Dostoyevski
*****
İMPARATOR CAZ
Vokal ve enstrümantal nitelikli bu dindışı müzik, daha büyük, daha zengin, daha çeşitlenmiş bir gerçekliğin kaynağı ve ön belirtileri olarak ilk bluesları da sayarsak, bir asırlık bir geçmişe sahiptir. Caz tarihçisi, bir bakışta elden geçirmesi gereken mecra hangisiyse ona bakar, sonra onu ayıran birçok farklı alanı göz önünde bulundurarak yazmaya başlar.

Kuzey Amerikalılar’ın yüz senelik estetik pratikleri tüm Batı dünyasına yayılan bir duyarlılığı kabul ettirdi; coğrafi konumuna rağmen Japonya’ya, Doğu dünyasının tüm gelişmiş uygarlıklarına, Doğu Avrupa ülkelerine ve Rusya’ya bile. En fazla tecrit altında olan Afrika bundan biraz geç bir tarihte etkilendi.

Rock soylu kökeniyle övünebilir. Kökeni cazdır. Daha açık söylenirse, muzır yerleri ayıklanmış tümceler sunan popüler cazdır. Caz, dünya çapındaki diğer bütün eğlendirici veya ticari kaygılarla kotarılmış müziklere baskın çıktı. Doğrudan siyah cemaatin ürünü olan ’rhythm and blues’la iyi geçindi. Bu müzikte, caz, kendi kaynaklarından, soyundan birini görebilir: James Brown, Otis Redding, Curtis May-field, Marvin Gaye, Tina Turner, Stevie Wonder.

Caz, Afrika kültürünün içinde yazıldı. Avrupa’dan gelen diğer dalgalarla çarpışıp büyüyen büyük bir dalgaya dönüştü. Bu Afrikalılık hâlâ mevcut ve birçok müzik içinde yaşıyor; eleştirmen, haklı olarak, bunları cazla kuzen veya bağlantılı kabul ediyor. Bunlar sınırdaş, bitişik, komşu bölümleri ortaya çıkaran sanatlardır.

Eğer bütün bu sanatlardan hiçbiri tantanalı farklılığı, baş döndürücü metamorfozu, yaratıcı bereketliliği, cazın bulunuşunun yüceliğini sunamıyorsa, o takdirde, ona tapınmaya sıra gelince, Brezilya müzikleri sevilebilir: Carlos Jobim, Hermeto Pascoal veya Cesar Camanga Mariano’nun ünlendirdiği incelikli bossa nova. Ayrıca, -kuşkusuz- cazla mutlu bir birliktelik süren Karayip müziği de -genellikle Küba ve Porto Riko- hayranlık kaynağıdır. Çoğu zaman Latin Jazz olarak adlandırılan cömert salsa ondan türemiştir, Machito, Tito Puente, Mongo Santamaria, Ray Barretto, Willie Bobo, Charlie veya Eddie Palmieri tarafından dillendirilerek.

Caz, bir şeyleri ödünç alır ama her yerde geliştirip geri verir, kendisine verilmiş olana çokça fayda sağlayarak üstelik. Caz stilleri kronolojik bir sıralamayla ortaya çıktı. Hemen her yerde binlerce sentez denemesi veya yeniden düzenleme yapıldı. François Jeanneau’nun bagetinin altında doğan ve Antoine Herve, Deniş Badault, Didier Letallet veya Laurent Cugny’nin kılavuzluğuyla yoluna mükemmel solistlerle devam eden ONJ gibi. Caz, ona beslenen aşkla kavranırsa, her tür müzikal esere var ettiği en değerli özellikleri sınırsızca sunar: Güçlü, dokunaklı, canlı sesçillik ve denge, iç içe geçmişlik, ritmik bir vuruş. Onsuz bu dünya üzerinde daha az mutlu olurduk.
L.Malson
C.Bellest
Çeviri: Esra Okutan   (kısaltıldı)
*****
BEŞİK ŞARKISI

Uyu, uyu aydınlık güzel şey,
Düşleyerek içinde gecenin sevinçlerini;
Uyu, uyu; uykunda senin
Küçük üzüntüler otursun ve ağlasın.

Tatlı bebek, senin yüzünde
İzleyebilirim yumuşak istekleri,
Gizli sevinçleri ve gizli gülüşleri
Küçük, sevimli, bebek hilelerini.

Hissederim en yumuşak kolunu, bacağını,
Gülüşleri sanki sabah aşırmış gibi onları
Yanağından ve göğsünden
Küçük kalbinin dinlendiği yerlerden.

Ah şirin oyunlar emekleyerek
Dalmış olan küçük kalbinde uykuya!
Senin küçük kalbin uyandığında,
O zaman dehşetli gece ara verecek.
William Blake
Çeviren: Vehbi Taşar

*****
UNUTULMAYAN  ELLER
Yalancı Kart
Uyarlayarak çeviren: Okan Zabunoğlu

Elde o löve için aynı işi görecek daha küçük bir kart (veya kartlar) varken oynanan büyük karta ‘yalancı-kart’ (İng. “false-card”) denir. ‘Yalancı-kart’ı oynayan genellikle zararı göze alır (riske girer), ama karşılığında deklaranı veya defansı yanlış yönlendirerek fazlasını kazanmayı umar. Bir Fransa ikili şampiyonasında gelen aşağıdaki elde, Fransa’nın uluslararası ustalarından George Theron (Doğu) unutulmaz bir ‘yalancı-kart’ örneği sergilemiştir.

Batı …Kuzey... Doğu …Güney
-            -              -             1♠
P …….3 ………P ……   3SA
P …….4♠ ………P ……   5♠
P …….6♠……….Herkes Pas
Günümüz standartlarına göre deklarasyonu garip bulmamak zor, ama bu eski zaman Fransız sistemine kafa yormayıp nihai kontrata bakarsak, her şey yolunda.
Güney tarafından 6♠,
atak ♣J.
6♠’in mantıklı bir batarını bulabildiniz mi?
Nasıl Oynamalı?
Atağı elden ♣K ile kazanan Güney, yere doğru küçük ♠ oynar:
Batıdan ♠2, yerden ♠K, Doğudan ♠Q!!
♠Q’ın ‘yalancı-kart’ olduğu kimin aklına gelir? Deklaran ile ele gelip yerin ♠T’lusuna doğru ♠ ile devam eder. 6♠ bir içeri.

Aslında Doğu tarafından normal bir analiz, ♠Q’ını feda etmenin en azından mantıksız olmadığı sonucuna götürebilir bizi. Yer çok sağlam; Güney daha önce 3SA dediği için 6 tane ♠’i yok; deklaran ♠K’ya gitmiş, yani elde ♠J’si varsa empas atacak veya iki tur ♠ çekip elini açacak... Tabii tüm bunları masada hızla değerlendirip tereddütsüz uygulamak için hem düşüncede özgür hem de o ana odaklanmış olmak gerek. Zaten bricin önemli bir esprisi de bu değil mi: o ana odaklanabilmek. Dünkü hataya veya şanssızlığa takılıp kalmışken ya da yarınki kupanın hayalini kurarken bugüne yeterince odaklanmak mümkün mü?

4 Ocak 2017 Çarşamba

Raptor 1NT

İnsan zeka karşısında eğilir ama şefkat karşısında diz çöker.
Voltaire
*****
Saint-Saëns, Camille Introduction + Rondo Capriccioso op. 28 violin & orchestra
*****
ŞARKI SÖYLE, BAĞIŞIKLIK SİSTEMİN GÜÇLENSİN
Uzmanlar şarkı söylemenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini tespit ettiler. Frankfurt'taki Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi'nde görevli bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, 60 dakika şarkı söylemek bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Bilim adamları Hans Günther Bastian ve Gunter Kreutz, antikor türü olan immunoglobulin A düzeyinin bağışıklık sisteminin durumu hakkında bilgi verdiğini belirttiler.

Frankfurt Kilise Korosu'nun bir saatlik provasından önce ve sonra koro üyelerinin kanını alan bilim adamları, şarkı söyleyen üyelerin immunoglobulin A değerlerinin yükseldiğini, şarkı söylemeyenlerin değerlerinin değişmediğini tespit ettiler.

Bilim adamları, şarkı söylemenin olumlu etkisinin nasıl oluştuğunu ve ne kadar sürdüğünü araştıracaklarını belirttiler.
Beethovenlives.net
*****
ŞİİR ÜZERİNE KÜÇÜK NOT
Faiz Cebiroglu
Şiir nedir? Tüm şairlerin, tüm şiir yazanların üzerinde odaklaştığı bu soruya, ”geneli bağlar” bir biçimde cevap verilmemesi, anlayışla karşılanmalıdır. Tüm verilen tanımlara saygımız olmakla birlikte, şiiri, şiir yapan; şiiri düz yazıdan ayıran elementler vardır., diyorum. Bu elementlerden kalkarak, şiir üzerine, ben de, küçük bir not yazmak istiyorum. Kolay mı, değil. Ama denemekte yarar vardır.

Şiir, sözcük olarak Arapçadır; his, sezgi ve ilham oluyor. Bu anlamda şiir, bir duyguyu, bir olayı, sahip olduğumuz ve savunduğumuz bir tutumu, bir değeri, estetiksel bir şekilde, kelime sanatı ile ifade etmek oluyor.
Örnek:
UMUT FIRINI
Antakya’da sıcak var
Yoksulları yakıyor
Su oldum
Söndürücü su
Aktım
Sıcağı unutmuşum
Nehir olmuşum
Asi nehri
Asilerin nehri..
Antakya’da sıcak var
Fırın gibi yakıyor
Piştim
Ekmek oldum
Halk ekmeği
Sıcağı unutmuşum
Kendim fırın olmuşum
Halk fırını
Umut fırını. ( F. Cebiroğlu / Antakya )

Şiir mi, bir kelime sanatıdır.
Kelime sanatı mı, metafordur!
Kelime sanatı olan şiir, belirli elementlere dayanıyor. Bu elementlerin en basiti şudur: Tam tekerlemeler, yarı-tekerlemeler, ses yinelenmesi, ritim ve metafordur. Metefor, simgesel, resimli dil anlatımıdır.
Şiir, edebiyat branşında, bana göre, lirik bölümüne geçiyor. Lirik mi, ”lyra”, ”lyre” den adını alan telli bir sazdır. Yunan edebiyatında, ozanlar şiirlerini bu telli saz aracılığı ile seslendirirlerdi. Bu anlamda ve bağlamda lirik, ozanın duygularını en içten dile getirmek ve seslendirmek oluyor.

Anadolu’da da şiir budur: Liriktir!..
Değişik şiir türleri vardır. Geleneksel şiir türleri vardır. Serbest şiir türleri vardır. Ama şiir hangi türde yazılırsa yazılsın, önemli olan şiirin, şiir olması, yani, kelime sanatı olmasıdır.
Görülüyor, şiirin temel özellikleri vardır. Bu temel özelliklerden en önemlisi, şiirin, günlük olarak kullandığımız sözlü ve yazılı dilden ayrılmasıdır. Bu bağlamda temel özellikler, simgesel anlatım ile dil tekniği oluyor. Bu mu, şudur: Kelime ve kavramları birleştirmek ve resim dili ile iletmek, şiir yazmak oluyor.

Şiir, kelime sanatıdır.
Kelime sanatı olan şiir, bir duyguyu, bir tutumu estetiksel bir şekilde tasvir etmek oluyor.
Şiir, simgesel anlatımın öz-bilinci oluyor; ritim oluyor, kafiye oluyor, müzik oluyor.
Şiir, kelime sanatı oluyor!
“insanokur.org’ dan alınmıştır.
*****
RAPTOR 1NT
Raptor is an artificial 1NT overcall that shows a two-suited hand. It tends to be preemptive, unlike a traditional strong 1NT overcall.

Over 1C / 1D, 1NT shows 5-6 cards in the unbid minor and exactly 4 cards in an unspecified major.

Over 1H / 1S, 1NT shows exactly 4 cards in the unbid major and 5-6 cards in an unspecified minor.

The 1NT range is 10-15  HCP. Stronger hands can overcall directly (and reverse, if necessary) or make a  takeout double.
***
[Rakip Renge 1NT ile Müdahale: RAPTOR  1 NT

Rakibin 1 renk açışı üzerine 1NT araya girişin dörtlü majör ve 5+ minör gösterdiği   konvansiyon.

Konvansiyonun orijini tam olarak bilinmemekle beraber Ulf Nilsson konvansiyonun 1980'lerin ortalarında İsveçli Magnus Lindkvist ve o dönem ortağı olan llenius tarafından oynandığını belirtir. Bununla beraber Konvansiyonla ilgili Tomas  kozlecki, Konrad Ciboroswski ve başkaları tarafından farklı kaynaklar da gösterilmiştir.

RAPTOR   "yırtıcı kuş" anlamındadır, ancak Konvansiyonun ismi birToronto briç dergisinde  konvansiyonu yayınlanan Ron Sutherland tarafından "wrap around Toronto" tabirinin kısaltmasına dayanarak verilmiştir. Bazı kaynaklarda "Polish 1 NT Overcall" olarakta geçer.

Şu şekilde kullanılır:

Rakiplerin   1  Trefl   açışı üzerine      1 NT :    Dörtlü bir majör ve 5+ Karo

Rakiplerin   1   Karo   açışı üzerine     1NT :     Dörtlü bir majör ve 5+ Trefl

Rakiplerin   1   Kör    açışı üzerine      1NT :    Dörtlü  Pik  ve 5+ minör,

Rakiplerin   1   Pik     açışı üzerine      1NT :     Dörtlü  Kör  ve 5+ minör.

Rakiplerden birinin minör açışına diğerinin majör cevabı üzerine kullanılırsa diğer majörden dörtlü ve diğer minörden 5+ bir el gösterir.

Rakiplerin birinin 1 trefl açışına diğerinin 1 karo cevabı üzerine kullanılırsa dörtlü pik ve 5 + kör gösterir.


Puan aralığı 10-15 HCP olup, daha güçlü ellerle doğrudan renk gösterilmeli ve gerkiyorsa reverse yapılmalı ya da takeout double atılmalıdır.]
Examples
SP. J
H. KQJ5
D. AT983
C. 532

RHO
1C

You
1NT (1)
(1) Raptor, showing 5-6 diamonds and a 4-card major.
***
SP. AJ32
H. -
D. KT73
C. AT983

RHO
1D

You
1NT (1)
(1) Raptor, showing 5-6 clubs and a 4-card major.
***
SP. AJ43
H. 76
D. AT953
C. A5

RHO
1H

You
1NT (1)
(1) Raptor, showing 4 spades and a 5-6 card minor.
***
SP. Q32
H. KQJ5
D. 9
C. AT983

RHO
1SP

You
1NT (1)
(1) Raptor, showing 4 hearts and a 5-6 card minor.
***
Responses to (1Trefl -C) 1NT
Response
Meaning
2C
asks for partner's major suit. Partner can bid his major suit to show 
4-5 shape, or he can bid 2D to show a 4-6 hand.
2D
is natural, 5+ diamonds, nonforcing.
2H
is natural, 5+ hearts, nonforcing.
2SP
is natural, 5+ spades, nonforcing.
2NT
is artificial, asking for partner's major suit. This shows 12+ points 
and a good hand.
***
Responses to (1Karo - D) 1NT
Same as above, except that 2C is natural, and 2D asks for partner's major suit.
***
Responses to (1Kör- H) 1NT
Response
Meaning
2C
asks partner to pass with clubs or correct to 2D. It shows (near-)equal 
length in the minors, and no interest in and no interest in spades.
2D
is natural, 5+ diamonds, nonforcing.
2H
is a limit raise or better in spades. 10+ points and 4+ spades. Forcing.
2SP
is a signoff.
2NT
is artificial, asking for partner's minor suit. This shows 12+ points 
and a good hand.
***
Responses to (1Pik -SP) 1NT
Same as above, except that 2H is the signoff, and 2SP is the limit raise or better in hearts.

Other Considerations
Raptor is useful when holding a 4-5 hand with enough values to bid, but the wrong shape for a takeout double. Another subtlety is that a 2C or 2D overcall usually denies a 4-card major.
The drawback to Raptor is that it gives up the strong 15-18 1NT overcall. With this hand you must start with a takeout double and plan to rebid 1NT. This in turn means you can no longer make a takeout double and then rebid 1NT to show 18-20 points... but this hand is rare.
Raptor is only used as a direct overcall. It is off in balancing position.
AYRINTI İÇİN