Paul Eluard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paul Eluard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2020 Cumartesi

Dam Vale Puanları

Ara Malikian - El Vals de Kairo
*** 
Her şeye hazırlıklı değilsen, 
hiçbir şeye hazırlıklı değilsin demektir."
Paul Auster
***
Sanat;
düşünebilen,
gerçeği görebilen,
toplumu anlayabilen insanların işidir.

Tolstoy
***
HİTLER
Günümüzün önemli filozoflarından Slavoj Zizek, 2. Dünya Savaşı’na dair şöyle bir anekdot anlatır: 1942 yılının sonlarında, Hitler’in özel treni bir hastane treninin yanında durur. Trendeki yaralı askerler, Hitler’in yardımcılarıyla toplantı halinde olduğu ve yemeklerin “harika Çin porselenleriyle” servis edildiği lüks restoran vagonuna büyülenmiş bir şekilde bakmaya başlarlar, o esnada Hitler durumu fark eder ve büyük bir öfkeyle trenin perdelerini kapattırır.

Zizek, Hitler’in öfkelenmesinin nedenini “kendi gerçekliğine tecavüz edilmesi” olarak açıklar; tüm o bin yıllık imparatorluk, dünya egemenliği, üstün ırk fantezileri, yani Nazi gerçekliği, hakikat karşısında, yani yaralı ve perişan haldeki askerler karşısında darmadağın olmuştur bu karşılaşma anıyla.
Fatih Yaşlı 6 Mart 2019 - Birgün
***
HİÇ KİMSE BİLEMEZ BENİ
Hiç kimse bilemez beni
Senin bildiğin kadar
*
Gözlerin, içinde uyuyup
Koyun koyuna uyandığımız gözlerin,
Ağarttı dünyanın tüm gecelerini
İnsan parıltılarınla senin
*
Gözlerinden başladı yolculuğum
Dünyalar ötesine anlamlı bir güzellik
İçinde binbir hevesle uçtuğum gözlerin
*
Gözlerinde yansıtırdı bizi
Bitip tükenmeyen yalnızlığımız
O bakışlar değil ki şimdi gözlerindeki
*
Hiç kimse bilemez seni
Benim bildiğim kadar
Paul Eluard
***
DAM VALE PUANLARI

Doğu batı zonda, dağıtan batı, atak kör 3
Batı      Kuzey      Doğu      Güney
1Karo    Pas         1Kör        Pas
2Kör      Kontr      Pas         2Pik
Pas        Pas         Pas        

Atak: Kör 3
Burada anahtar deklere kuzeyin ilk turdaki pası, ikinci turdaki take out kontrudur. İlk turdaki pasın iki nedeni vardır:
1.Kuzey rakip renkten hem uzunluğa hem güce sahiptir.
2.Kuzeyin körü singletondur ve konuşulmamış bir majöre en az üç kart destek vermeden kontr atılmaz.
Kuzey, rakipleri körde anlaşınca kontr atıp ortağına, körde kısa olduğunu ve açış puanını bildiriyor. Hiçbir oyuncu rakiplerin anlaştığı renkteki dam veya valeleri puan olarak saymamalıdır.
Kuzey, güneyin zayıfça bir eli olduğuna inanarak 2Pike pas geçiyor. Güneyin dört kesin kaybı vardır. İki koz, bir kör, bir trefl. Kartlar iyi dağılınca dokuz el alarak oyunu bir fazla yapar.
“Briçte Temel Bilgiler, Briç Dünyası Yayınları”

4 Nisan 2014 Cuma

Bir Kaybı İki Kazançla Değiştirmek

Batista yenilirse her şeyini kaybeder,
biz yenilirsek yeniden başlarız.
Fidel Castro
***
Merhamet ısmarlama olmaz.
Tatlı bir yağmur gibi gökten düşer.
Verene de, alana da yararlıdır.
Shakespeare
***
KÜÇÜK PRENS
Hikâyede bizi büyüleyen şey;
baş tacı edilen tüm değerleri küçümseyen masal kahramanının en etkileyici yönü, mevcut düzende yadırganacak hayallerine verdiği benzersiz değerdir. 

Hikâye şöyle başlar:
Bir gün pilotun uçağı bozulur ve pilot Sahra Çölü’ne iniş yapmak zorunda kalır. 
Çölde karşısına, kafasında dağınık sarı saçlar, boynunda uzun bir atkı ve eli ceplerinde tuhaf bir çocuk çıkar.
Küçük Prens.
Küçük Prens pilottan damdan düşer gibi, kendisine bir koyun resmi çizmesini ister.
Çölün ortasında, oraya nasıl geldiği belirsiz bir çocuğun bu akıl almaz isteği karşısında pilot önce afallar.
Sonra onu kıramaz ve birkaç tane koyun resmi çizer.
Ama Küçük Prens hiçbirini beğenmez.
Sonunda uçağını tamir etme telaşında olan pilot karşısındaki tuhaf çocuğun müşkülpesentliğinden sıkılır ve onu başından savmak için bir sandık çizer.
Al işte” der, “İstediğin koyun bu sandığın içinde”.
Tam yılmak üzere olan Küçük Prens’in yüzü birden aydınlanır.
İşte tam istediğim gibi!” diyerek pilotun çizdiği o basit sandık resmine coşkuyla sevinir.

Hayatı tüm yenilgilere ve haksızlıklara karşın anlamlı kılan tek şey Küçük Prens gibi
o muhteşem hayalperestliğe, her şeye rağmen inadına sahip çıkmamızdır.
Haklılığı, kazanıp kaybetmekle ilişkilendirmek marifetini güce tapanlara bırakalım.
Biz kazanamasak da haklıyız.
Mine Söğüt
****
GERÇEĞİN ÇIPLAKLIĞI (Ben Onu İyi Bilirim)
Kanatları yok çaresizliğin
Ne de sevginin,
Ne de yüz ifadesinin:
Konuşmazlar.
Ben kımıldamam,
Onlara bakmam,
Onlarla konuşmam,
Fakat ben yalnız aşkım ve umutsuzluğum kadar gerçeğim.
Paul Eluard
****
BİR KAYBI İKİ KAZANÇLA DEĞİŞTİRMEK

Zonsuz, dağıtan güney, atak batıdan kör rua.

Batı      Kuzey        Doğu     Güney
-             -                  -           1Trefl
1Kör      3Trefl (1)   Pas       5Trefl
Pas         Pas            Pas             
(1)  Limit destek

Batı kör rua çıkar. 
İkinci turda pik valesini oynar. 
Güney biri pik, diğeri karodan olası iki kayıpla karşı karşıya kalır.

Nasıl Oynamalı?
Dekleran için yerdeki kör markaları çok önemlidir. 
Yerde kör vale ve onlu vardır ve bunları dışarıda bir tek kör ası geçmektedir.

Dekleran kozları çektikten sonra yerden vale körü oynayıp elden kayıp piki atarsa, 
yerde kayıp karoyu atmak için kör onlusunu sağlamış olur.
"Briçte Temel Bilgiler, Briç Dünyası Yayınları"

13 Mayıs 2012 Pazar

Yıl Sonu Kemancısı

görsel.flickr
 ***   
Güç ve güveni hep dışda aradım.
Ama insanın içinden gelir.
Her zaman oradadırlar.
Freud    "aymavisi"
***
AYDINLIK
Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır.
Paul Eluard
***
YILSONU KEMANCISI
Soğuk bir ocak sabahı, bir adam Washington'da bir metro istasyonunda kemanla kırk beş dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip gider.
*
Kemancı çalmaya başladıktan üç dakika sonra orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip yavaşlar  sonra hızla yoluna devam eder. Kemancı ilk bahşişini bundan bir dakika sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeden  parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak hızla geçer gider.
*
Birkaç dakika sonra bir başka adam duraklayıp dinlemeye başlar, saatine göz atar, hızla yoluna devam eder. Sonra üç yaşlarında bir çocuk annesinin çekiştirmelerine karşın durur ve dikkatle kemancıya bakar. 
*
Çaldığı kırk beş dakika boyunca sadece altı kişi çok kısa bir süre durur, yirmi kişi yürümeye devam ederek para verir. Çalmayı bitirdiğinin kimse farkına varmaz, alkışlamaz. Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki üç buçuk milyon dolarlık kemanla, en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri yüz dolara satılmıştı.
Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. 
Sorgulanan şeyler, sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? Dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde  durup dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, bir daha düşünelim; BAŞKA NELERİ KAÇIRIYORUZ!
"denizce.com" 

5 Mart 2012 Pazartesi

Tehditli Renkler

Dünyadaki en mutlu cimri, 
edindiği dostları muhafaza edendir.
Morris
*****
ELEŞTİRİ  VE  YERGİ
Bir eleştirmen bir yazarı ne zaman yerebilir ya da yermelidir? Edebiyat alanında berbat çalışmalar yayınlanıp duruyor. Kötü saydığımız bir kitabın neden kötü olduğuna inandığımızı herkesin içinde açıklama ne zaman yararlı olabilir? Böyle bir kitaba karşı eleştirmen ne demiş olursa olsun, bir yığın benzerleri arasında bu kitabı tesadüfen seçmiş  değildir herhalde. Öteki kitapları bilmezlikten gelmiş, okuyucuların dikkatini, istesin istemesin, ele aldığı yapıta yöneltmiştir. Hangi durumlarda bunda haklıdır, bunu yapmakla yükümlüdür bile eleştirmen? Yergiler neden ve kimin için aslında?

Bir eleştirmenin özellikle radikal yargılarında –radikal olmak, işi kökünden yakalamaktır diyor Marx- , kendisinin hayranlıkla beğenmeyi ya da kesinlikle reddetmeyi gerekli gördüğü yerde, kuralca, temel inanışları bulunur: Övgülerde olsun, yergilerde olsun söz konusu olan, hep aşırı yoluyla ilk örneği aramak ve göstermektir.

Bu kural, olumlu eleştirilerden daha çok yergiler için geçerlidir herhalde. Elbette “tek tek şeyler ancak bir bütüne olan ilişkilerinde iyi veya kötüdürler”, ama beğendiği bir kitabı çözümlerken, eleştirmenin bu “bir bütüne olan ilişki” yi mutlaka belirtmesi gerekmez; çünkü eleştirmen yargısının gerekçesini yeterince göstermişse, sözü geçen ilişki zaten kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Bununla birlikte eleştirmen reddettiği konudaki örneği açık olarak belirtmek zorundadır; çünkü onun için söz konusu olan, her şeyden önce, bütüne daha doğrusu çağdaş edebiyata olan ilişkidir. Denebilir ki; eleştirmen tuttuğu kitapları da, elbette belirtiler diye sayar, tutmadıklarını ise sadece belirtiler olarak değerlendirir.

Şu, “eleştirmenin göz önünde bulundurduğu yalnız iyinin gerçekleşmesidir” cesur ve içten tezi, demek ki en inatçı önyargılara rağmen, yergiler için de geçerlidir, yergiler için özellikle de doğrudur: yergilerin amacı, edebiyatı saldırıyla savunmadan başka bir şey değildir.

Goethe’den gelen şu: Bir yanda “yıkıcı”, öbür yanda “yapıcı” eleştiri seçeneği, bundan dolayı, hem sıradan, hem de demagogca bir iddiadır. Birçok durumlarda ancak “yıkıcı” eleştiri,  yani yanlışa ve kötüye karşı çıkan eleştiri, verimli eleştiri olduğunu ileri sürebilir.

Güç olan, hem eleştirmen, hem de centilmen olmaktır. –galiba Bernard Shaw söylemişti bunu- Yazara karşı nezaketin sayısız durumlarda ancak açıklık pahasına mümkün olabileceğini, her eleştirmen tecrübeyle bilir. Ne var ki, böyle bir açık olmayışın arkasında hep belli bir samimiyetsizlik gizlidir; bunu da bile bile yanılmaktan ayıran sadece bir adımdır.

Marcel Reich-Ranicki
Türk Dili Dergisi/ Mart’71    Çeviri: Mege - Mevsimsiz.net
*****
YAŞAM
 
Hiç bir vakit tam karanlık değil gece,
Kendimde denemişim ben.
Kulak ver dinle
Her acının sonunda açık bir pencere vardır,
Aydınlık bir pencere,
Hayal edilecek bir şey vardır,
Yerine getirilecek bir istek,
Doyurulacak açlık,
Cömert bir yürek,
Uzanmış açık bir el,
Canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir yaşam vardır, yaşam,
Bölüşülmeye hazır...
Paul Eluard  (1895-1952) 
*****
TEHDİTLİ RENKLER
Herkes zonda, dağıtan güney, atak pik onlu
Güney    Batı   Kuzey   Doğu
2NT        Pas     7Nt       Pas

Batı pik onlu çıkar. Her renkten 3 kesin löve ile toplam 12 eliniz vardır. Minörlerden biri 3-3 dağılmışsa ek bir löve yapma şansınız vardır.
Majör renklerimize göz atalım. 2 sinden de 3 er lövemiz vardır. Rakipleriniz bütün kör ve pikleri yeseler bile fazlasını yapamazsınız. Rakipler ne kadar kâğıt defos ederlerse etsinler size fazla löve getirmeyecek olan bir renge “Tehditsiz Renk” denir.
*
Minör renklerinize bakın. Rakiplerden birinde 4 tref ya da 4 karo olsa, bunlardan birini atsa bu renklerin 2 sinden de 1’er löve fazla yapabilirsiniz. Fazla löve getirebilecek renklere “Tehditli Renkler” denir.
*
Kontratınızı yapmak için sadece bir löveniz eksik olduğunda ÖNCE TEHDİTSİZ RENKLERİ oynayın.
Not: Sanzatu oynarken bien yapmak için bir eliniz eksikse, tehditli renklerinizden önce tehditsiz renklerinizi oynayın. Bir renk kontratı oynarken de önce tehditsiz renklerinizin bütün alıcı kâğıtlarını çekin (Son kozunuz da dahil). Sonra tehditli renklerinize girin. 
“Bricinizi Sınayınız, Edwin Kantar”